Öksürük duvarlara vurduğunda
İlk kez duyduğumda ses öyle büyük değildi. Evi yıkan, insanın içine taş gibi oturan bir ses değildi. Daha çok, yan odada biri sandalyeyi farkında olmadan yere sürtmüş gibi ince, kuru, huzursuz bir sesti. Sonra bir daha geldi. Köpeğim başını kaldırdı, boğazı sıkıştı, göğsünden tuhaf, kuru, yankılı bir öksürük koptu ve koridorun duvarlarına çarpıp geri döndü. Bana baktı. Sanki gürültü yaptığı için özür diliyormuş gibi. Sanki kendi bedenine o da yabancılaşmış gibi. Elimi göğsüne koydum. Ritmin yerine dönmesini bekledim. Sonra sessizliğin bize ne söyleyeceğini dinledim.
İnsan bazı sesleri hemen unutamaz. Hele Türkiye'de ev dediğin yer zaten sesle örülüyse—sokaktan geçen motorlar, apartman boşluğunda yankılanan ayak sesleri, mutfaktan gelen çay kaşığı tınısı, bir yerlerde açık kalmış televizyon uğultusu—o tek bir öksürük, bütün o alışılmış hayatın içinden sıyrılıp seni işaret eder. Bana öyle oldu. O günden sonra evin havasını dinlemeye başladım. Pencereleri daha uzun açık tuttum. Tasmayı boynundan alıp göğsüne yaslanan bir göğüs tasmasına geçtim. Rutinlerimizi yavaşlattım. Ve fark ettim ki korku, insanı ya kör eder ya da dikkatli. Ben ikincisini seçmek zorundaydım.
Halk arasında buna çoğu zaman barınak öksürüğü deniyor. Daha düzgün konuşmak istersen bulaşıcı trakeobronşit. Ama isimler çoğu zaman gerçeğin yükünü taşıyamıyor. Benim aklımda kalan şey tıbbi terim değil; o ses. Kuru, inatçı, boğaza takılı kalmış gibi çıkan, sonra bir anlığına hiçbir şey olmamış gibi dağılan o ses. Genellikle köpeklerin bir arada bulunduğu alanlarda dolaşan solunum yolu etkenleriyle ilişkili, çoğu sağlıklı erişkin köpekte hafif seyreden ama yine de ciddiyet isteyen bir tablo olduğunu biliyordum. Ama bilmekle duymak aynı şey değil. Bilgi seni hazırlar. Ses ise seni değiştirir.
Bu hastalık çoğu zaman tek başına gelmez. Solunum yollarını tahriş eden birkaç etken bir araya gelir; biri yolu açar, diğeri içeri girer, öteki orada kalmanın yolunu bulur. Sonuçta trakea ve bronşlar huzursuzlaşır, her nefes biraz daha narin bir şeye dönüşür ve köpek bazen sadece heyecanlandıktan sonra, bazen su içtikten sonra, bazen kapı çaldığında öksürmeye başlar. Çoğu vakada hastalık hafif seyredebilir ve dinlenme ile toparlayabilir; yine de yavru, yaşlı ya da altta yatan sorunu olan köpeklerde tablo ağırlaşabilir. Bunu öğrenmek bana tuhaf bir denge öğretti: panik yapmadan ciddiye almak.
İnsan sevdiği bir canlı hasta olduğunda hemen felaketi düşünmeye meyilli. Ben de öyleydim. İlk birkaç gün, her öksürükte içimden bir şey düşüyordu. Ama sonra fark ettim ki kaygı her zaman işe yaramaz; bazen sadece seni kendine saplar. O yüzden bakmayı öğrendim. Burnu akıyor mu? Göz kenarları kızarmış mı? Öksürükten sonra beyazımsı bir köpük geliyor mu? Nefesi kısa mı, zor mu, yoksa sadece tahriş olmuş bir boğazın huysuzluğu mu bu? Enerjisi hâlâ yerinde mi? Mama görünce gözleri yine aynı ışıkla mı doluyor? Çünkü bazen büyük gerçeği küçük ayrıntılar söyler.
Kalabalık köpek dünyalarının nasıl çalıştığını düşününce bu hastalığın neden böyle dolaştığını anlamak zor değil. Pansiyonlar, oyun alanları, bakım merkezleri, eğitim sınıfları, kalabalık veteriner bekleme salonları, sokakta birbirine değen burunlar, ortak kaplar, ortak oyuncaklar, kötü havalandırılmış kapalı alanlar… Bulaşmanın yolu çoğu zaman yakın temas ve solunum damlacıkları. Yani mesele sadece hasta bir köpeğe dokunmak değil; bazen aynı havayı yeterince uzun paylaşmak da yetiyor. O yüzden ben mekân seçmeye daha fazla dikkat etmeye başladım. Bir yer sadece temiz görünmekle güvenli olmuyor. Havası da dürüst olmalı.
Evde izlediğim belirtiler zamanla bir listeye dönüştü, ama soğuk bir liste değil. Daha çok bir sevme biçimi. Kuru ve metalik bir öksürük. Özellikle heyecan sonrası artıyorsa. Boyna baskı olunca tetikleniyorsa. Bazen ardından gelen küçük bir öğürme ya da beyaz köpük. Burnun suyunu kaybetmesi ya da akmaya başlaması. Uyurken nefesinin düzensizleşmesi. Oyuncağı ağzına almakta bir tereddüt. Yutmada minik bir isteksizlik. Bunlar bana "bak" diyen işaretlerdi. Ama bir de duraksamadan yardım istemem gereken anlar vardı: ateş gibi duran bir halsizlik, koyu sarı ya da yeşile dönen akıntı, göğsün derininden gelen ıslak bir öksürük, zorlanan solunum, yemeyi reddetme, bütün bedene çöken bir yorgunluk. İşte o zaman evde cesur görünmeye çalışmanın hiçbir anlamı kalmıyor.
Veterinere gittiğimiz günlerde ben hep onun yerine de geriliyordum. Bekleme salonlarının kendine ait bir kokusu vardır; antiseptiğin, korkunun ve bekleyişin karışımı. Doktor önce hikâyemizi dinledi: nerelerde bulunmuştuk, ne zamandır öksürüyordu, ne zaman artıyordu. Sonra boğaz hattına nazikçe dokundu. O karakteristik ses bazen böyle tetiklenebiliyor. Akciğerleri dinledi. Kalbini dinledi. Solunumun içindeki küçük aksaklıkları ayırmaya çalıştı. Eğer tablo daha ağır görünseydi, zatürre gibi komplikasyonları dışlamak için ek incelemeler gerekebileceğini de biliyordum. O an şunu fark ettim: iyi bakım sadece evde şefkat göstermek değil, gerektiğinde gerçeği başkasının duymasına da izin vermek.
Ev sonra gerçekten küçük bir kliniğe dönüştü, ama soğuk bir klinik değil. Şefkatin düzenli hâline. Tasmayı kaldırdım. Boynuna baskı yapacak her şeyi hayatımızdan çıkardım. Oyunları kestim. Koşuyu unuttuk bir süre. Odaya temiz hava girmesine izin verdim ama cereyanın onu tedirgin etmesine izin vermedim. Suyunu sık sık tazeledim. İştahsızlaşırsa biraz daha cazip olsun diye bazen yemeğini yumuşattım. Yatak örtülerini daha sık yıkadım. Kapları, oyuncakları temiz tuttum. Solunum yolu hastalıklarında evde istirahat, temiz hava, tahrişi azaltmak ve diğer köpeklerle teması sınırlamak çoğu zaman bakımın ana kısmını oluşturur. Benim için bunların her biri, "İyileşmek için senden kahramanlık istemiyorum," demenin yoluydu.
İlaç meselesi ise bana başka bir alçakgönüllülük öğretti. Her öksürük antibiyotik istemez. Her hastalık, insanın eczane dürtüsüne boyun eğmez. Basit vakalar bazen sadece destekleyici bakımla düzelebilir; ama bakteriyel bir tablo ya da ikincil bir enfeksiyon şüphesi varsa tedavi planını veteriner belirler. Benim yapmam gereken, insanlara göre üretilmiş rastgele şuruplarla akıllılık oynamamaktı. Çünkü köpek bedeni, insan bedeninin biraz değişmiş hâli değil. Başka bir kimya. Başka bir kırılganlık. O yüzden yanlış şişe, küçük bir hastalığı gerçekten büyük bir şeye çevirebilir.
Bir de işin öncesi var; hastalık gelmeden önce yaptıkların. Ben bunu eskiden abartılı bulurdum. Aşı takvimlerini, sosyal ortamlara girecek köpekler için önerilen koruyucu önlemleri, kalabalık yerlerden önce düşünülmesi gereken zamanı… Sonra anladım ki korunma dediğimiz şey büyük, kahramanca bir duvar değil. Daha çok iyi kapanan küçük kapılar. Solunum yolu etkenlerine karşı yapılan aşılar mutlak bir sihir sağlamasa da, özellikle sık sosyalleşen köpeklerde riski ve hastalığın şiddetini azaltmada önemli olabilir. Aynı şekilde iyi havalandırılan, semptom gösteren hayvanları ayıran, kalabalığı yönetebilen yerleri seçmek de sevginin pratik biçimlerinden biri.
İyileşme çoğu zaman dramatik olmuyor. Bir gece geliyor, öksürük biraz daha seyrekleşiyor. Sonra bir sabah uyanıyorsun, ses artık duvarlara çarpmıyor; sadece boğazın ucunda unutulmuş bir tik gibi. Dil yeniden rahatlıyor. Uyku bölünmeden sürüyor. Ve insan o anda anlıyor ki sağlık, çoğu zaman hastalanmamış olmak değil; hastalık geldiğinde birbirini eve nazikçe geri götürebilmek.
Ben o günlerden geriye dönüp baktığımda korkuyu değil, öğrendiğim dikkati hatırlıyorum. Nefesin biçimini dinlemeyi. Bir öksürüğün tonu ile bir başka öksürüğün tonu arasındaki farkı. Gereksiz paniği dizginlemeyi. Gerekli yardımı geciktirmemeyi. Köpeğime, bedeni onu şaşırttığında, şaşırmadan eşlik etmeyi.
Çünkü sonunda mesele sadece soluk borusu değil. Mesele şu: Sevdiğin bir canlı kendi bedenine bir anlığına yabancılaştığında, sen onun için neye dönüşüyorsun? Gürültüye mi? Telaşa mı? Yoksa sabit bir yere mi?
Ben sabit yer olmaya çalıştım.
Öksürük geçti. Ama o söz kaldı. Bir daha böyle bir ses duyduğumda korkmayacağım demiyorum. Korkarım. Yine korkarım. Ama artık biliyorum ki korku tek başına hiçbir şeyi iyileştirmiyor. Hava, dinlenme, dikkat, zaman, doğru yardım ve nazik bir düzen… Bunlar iyileştiriyor. Ve bazen, sevgi dediğimiz şey tam olarak bunların toplamı oluyor: kapıyı sessizce kapatmak, pencereyi aralamak, tasmasını değiştirmek, su kabını doldurmak ve bir canlı boğazını toparlamaya çalışırken yanında kalmak.
Tags
Pets
