Bahçenin Unutulmus Tarafinda Kendimi Yeniden Kurdum
Bir evin en pahali kösesi bazen salonu degildir. Bazen insanin en çok para harcadigi yer, kimsenin tam olarak görmedigi o iç bosluktur; gün boyu güçlü görünmek için üst üste yigdigi yorgunluklarin, susturdugu korkularin, ertelenmis sevinçlerin biriktigi karanlik oyuk. Son yillarda herkes daha güzel bir hayat gösterme derdine düstü. Daha düzenli bir masa, daha sicak bir isik, daha "iyi hissettiren" bir köse. Ama kimse sunu yüksek sesle söylemiyor: Insan çogu zaman yeni bir alan tasarlamaz, sadece dagilmasini biraz daha estetik göstermeye çalisir.
Ben bunu bir aksamüstü anladim. Havanin ne tam serin ne de tam sicak oldugu, gökyüzünün kirli bir altin rengine döndügü, evin içinin üstüme fazla geldigi bir saatte. O gün odalarin hiçbirine ait hissedemiyordum kendimi. Duvarlar daralmisti sanki. Koltuk, masa, raflar, hepsi fazlasiyla tanidikti ve insan bazen en çok tanidigi seylerin içinde boguluyor. Kapiyi açip disari çiktim. Balkon denemeyecek kadar siradan, bahçe denemeyecek kadar küçük, kaçis denemeyecek kadar gerçek bir yerdi orasi. Ama yine de ilk kez dikkatle baktim. Insan bazen kurtulusu büyük kapilarda degil, kimsenin önemsemedigi dar geçitlerde buluyor.
Param yoktu. Daha dogrusu, çagimizin en tanidik cümlesini kurayim: Param vardi ama hep daha gerekli seylere yetmiyordu. Elektrik faturasi, beklenmedik masraflar, gelecege karsi biriktirilmesi gereken o görünmez korku bütçesi. Böyle zamanlarda insanin güzellik istemesi neredeyse suç gibi hissettiriliyor. Sanki nefes almak disinda her ihtiyaç lükse dönüsmüs gibi. Oysa güzel bir köseye ihtiyaç duymak savurganlik degildir. Bazen ruh, hayatta kalabilmek için küçük bir sahne ister; üzerine sessizce oturup kendine geri dönebilecegi bir sahne.
Ise gösterisli seylerle baslamadim. Çünkü artik biliyordum ki hayati ayakta tutan seyler genellikle pahali olanlar degil, yeniden anlam verilenlerdi. Indirimli, siradan, kimsenin dönüp ikinci kez bakmayacagi birkaç sandalye buldum. Plastik olduklari belliydi belki, ama uzaktan bakinca insana dürüst davranmayan seyleri severim ben; çünkü bazen insan da uzaktan güçlü görünür, yakindan yorgun. Onlari oldugu gibi birakmadim. Üzerlerine dokundum, renklerini degistirdim, yüzeylerine baska bir hikâye sürdüm. Eski bir nesnenin yeni bir kimlige kavusmasi kadar sarsici az sey vardir. Bir sandalye bile dönüsebiliyorsa, insan neden dönüsemesin?
Sonra mahremiyet meselesi çikti karsima. Dünyanin en büyük yorgunluklarindan biri, sürekli görünür olmaya zorlanmak. Herkes bir sey soruyor, herkes bir cevap bekliyor, herkes senden ayni yüzü takmani istiyor. O küçük dis mekânda ilk aradigim sey estetik degil, saklanma hakkiydi. Bir kenara ince bir ayirici kurdum; geçici, hafif, hatta neredeyse kirilgan. Ama önüne yesil bir sey yerlestirdiginde hayat çok tuhaf bir biçimde ciddilesiyor. Sarmasik gibi büyüyen seyleri hep sevmisimdir. Çünkü onlar acele etmeden kapatir yarayi. Bir duvari bir gecede örmezler; gün gün, sessizce, kimse alkislamadan örerler. Iyilesmek de biraz böyle degil mi zaten? Gösterisli degil, sabirli.
Rüzgâri tamamen kesmek istemedim. Insan bazen korunmak ister ama tamamen kapanmak degil. O yüzden kumaslar astim. Ucuz, sade, gösterissiz. Ama aksam üzeri hafifçe hareket ettiklerinde bütün alanin ruhu degisti. Bir yerin güzel olmasi için pahali olmasi gerekmiyor; dogru anda dalgalanmasi yetiyor. Günesi biraz kiran, gölgeyi biraz yumusatan, yalnizligi da kalabaligi da ayni anda tasiyan kumaslar... Onlara bakarken sunu düsündüm: Belki de insanin ihtiyaci olan sey tam bir duvar degil, gerektiginde açilabilen bir sinirdir.
Gece yaklasinca isik meselesi çikti ortaya. Büyük lambalar, kusursuz sistemler, mimari çözümler istemedim. Çünkü ben o alani kusursuz yapmak istemiyordum; yasanabilir yapmak istiyordum. Küçük isiklar kullandim. Bazilari yerdeydi, bazilari yukarida, bazilariysa neredeyse fark edilmeyecek kadar çekingen. Mumun alevi insana her zaman elektrikten daha dürüst gelmistir bana. Titresir çünkü. Kararsizdir. Kendi varligini garanti edemez. Ama tam da bu yüzden canlidir. Bugünün insani da biraz öyle. Hepimiz sanki sabit, net, kendinden emin görünmeye zorlaniyoruz. Oysa çogumuz içten içe titreyerek ayakta duruyoruz. Belki bu yüzden los isik bana her zaman daha insani geliyor.
Sonra küçük seyler geldi. Bir köseye asilmis eski ahsap parçalari. Boyanmis küçük objeler. Mutfaktan ödünç alinmis bir sürahi. Içine konmus birkaç dal çiçek. Tek basina bakildiginda önemsiz görünen ama bir araya gelince bir ruh olusturan seyler. Hayatin da en aci tarafi bu degil mi? Bizi yikan da çogu zaman büyük felaketler degil, küçük seylerin eksikligi oluyor. Bir sandalye. Bir gölge. Bir koku. Bir yere aitmissin gibi hissettiren küçücük bir ayrinti. Insan bazen sevgiyi büyük cümlelerde ariyor, oysa sevgi çogu zaman masanin üzerine birakilmis düzgün bir örtü kadar sessiz.
Bu alani kurarken aslinda bir dis mekân düzenlemedim. Kendime, dünyanin gürültüsünden arta kalan parçalarla küçük bir iç siginak yaptim. Çünkü çagimiz insani sadece yorgun degil, ayni zamanda daginik. Ekranlardan tasan hayatlar, yetisemedigimiz beklentiler, her gün biraz daha pahalilasan yasamak hissi, sürekli üretken görünme baskisi... Bütün bunlarin ortasinda insanin kendine ait ufak, sicak, neredeyse görünmez bir kösesi olmasi bir dekorasyon meselesi degil artik. Neredeyse ruh sagligi meselesi.
En çok da sunu sevdim: Orasi kusursuz degildi. Hiçbir sey birbirine katalog gibi uymuyordu. Bazi yüzeyler eskiydi, bazi renkler planlanmamisti, bazi çözümler mecburiyetten dogmustu. Ama tam da bu yüzden gerçekti. Kusursuz mekânlar çogu zaman insana kendini misafir gibi hissettirir. Oysa biraz kirik, biraz yamali, biraz kendi ellerinle toparlanmis yerler sana sunu fisildar: Burada dagilabilirsin. Burada yeniden baslayabilirsin.
Simdi bazen aksamlari oraya oturuyorum. Çay soguyor, hava agirlasiyor, uzaktan bir ses geçiyor, yapraklar birbirine sürtünüyor. Ve ben bir anligina su gerçegi unutuyorum: Dünyada her sey giderek daha sert, daha hizli, daha pahali, daha yalniz. O küçük dis köse bunu degistirmiyor elbette. Ama insan zaten her zaman dünyayi degistiremez. Bazen yapabildigi tek sey, dünyanin kendisinde açtigi yaraya daha nazik bir yer hazirlamaktir.
Belki mesele hiçbir zaman bahçeyi güzellestirmek degildi. Belki mesele, hayatin seni çirkinlestirmesine tamamen izin vermemekti.
Belki de evin disinda kurdugumuz o küçük oda, içimizde hâlâ yikilmamis bir odanin kanitidir.
Tags
Home Improvement
